31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanun (“Kanun”) ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 107, 109, 147, 149, 166, 168 ve 362. maddelerinde çeşitli değişiklikler yapılmıştır.
Değişikliklerin en önemlisi, HMK madde 107’de düzenlenen belirsiz alacak davası hükmünün yürürlükten kaldırılması ve HMK madde 109/4 ile kısmi davada yeni bir talep artırımı ve zamanaşımı rejimi öngörülmesidir. HMK madde 107’nin yürürlükten kaldırılmasının belirsiz alacak davasını hukuk yargılamasından bütünüyle ortadan kaldırıp kaldırmadığı ise öğretide tartışmalıdır.
Kanun ayrıca duruşmalar arasındaki süreyi kural olarak üç ayla sınırlandırmış, ses ve görüntü nakliyle duruşmaya katılanların imza usulünü açıklığa kavuşturmuş, birleştirme ve ayırma kararlarına karşı kanun yollarını yeniden düzenlemiş ve bölge adliye mahkemesinin ilk derece kararını değiştirerek yeniden esas hakkında hüküm kurduğu bazı dosyalarda temyiz yolunu genişletmiştir.
Bu bilgi notunda değişiklikler, önceki uygulama ve yeni düzenleme birlikte açıklanarak dava açılışı, talep artırımı, duruşma yönetimi ve kanun yolu takibi bakımından değerlendirilmiştir.
1. HMK Madde 107’nin Yürürlükten Kaldırılması ve Belirsiz Alacak Davasının Akıbeti
HMK madde 107’nin önceki metnine göre, davanın açıldığı tarihte alacağın miktar veya değerini tam ve kesin olarak belirlemesi alacaklıdan beklenemiyorsa ya da bu belirleme imkânsızsa, hukukî ilişki ve asgari bir miktar gösterilerek belirsiz alacak davası açılabiliyordu. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucunda miktar belirlenebilir hâle geldiğinde hâkim, tahkikat sona ermeden davacıya iki haftalık kesin süre veriyor, davacı da bu sürede talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın kesinleştirebiliyordu.
Belirsiz alacak davasının uygulamadaki başlıca avantajları, alacağın tamamı bakımından zamanaşımının dava tarihinde kesilmesi, başlangıçta yalnız asgari miktar üzerinden harç ödenmesi ve talebin belirlenmesinden sonra ıslah veya davalının muvafakati aranmaksızın artırılabilmesiydi. Buna karşılık bir alacağın dava tarihinde belirlenebilir olup olmadığına ilişkin farklı Yargıtay dairelerinin ve hukuk dairelerinin yaklaşımları, davanın usulden ret riskiyle karşılaşmasına neden olabiliyordu.
Kanun’un 19. maddesiyle HMK madde 107 bütünüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece 31 Temmuz 2026’dan sonra açılan davalar bakımından belirsiz alacak davası” adı ve rejimi artık bulunmamaktadır. Dolayısıyla, parasal talepler ya tam dava ya da şartları varsa kısmi dava biçiminde ileri sürülecektir.Bununla birlikte Kanun, belirsiz alacak davasının açılmasını açıkça yasaklayan bir hüküm içermemektedir.
Nitekim, Prof. Dr. Muhammet Özekes, “Medenî Usûl Hukukunda Dava Türleri Numerus Clausus (Sınırlı Dava Tipi) Değildir – Belirsiz Alacak Davası Kanundan Çıksa da Kalkmamıştır” başlıklı değerlendirmesinde, medenî usûl hukukunda dava türlerinin sınırlı sayıda (numerus clausus) olmadığını, HMK’da açıkça düzenlenmeyen bir dava türünün de hukukî yarar bulunması ve açık bir yasak bulunmaması kaydıyla açılabileceğini savunmaktadır. Bu görüşe göre belirsiz alacak davası, tam eda davasının özel bir türüdür ve HMK madde 107’nin yürürlükten kaldırılması bu dava türünü yasaklamamakta, yalnızca onun açık kanunî düzenlemesini ortadan kaldırmaktadır.
Uygulama bakımından bu görüşün yeni düzenleme sonrasındaki yargı uygulamasında nasıl karşılık bulacağı henüz belli değildir. Bu nedenle, 31 Temmuz 2026’dan sonra açılacak davalarda eski HMK madde 107’deki özel rejimin uygulanacağı varsayımıyla “belirsiz alacak davası” açılması usulî risk taşımaktadır.
HMK madde 107’nin kaldırılmasına ilişkin özel geçiş hükmü nedeniyle 31 Temmuz 2026’dan önce ve sonra açılmış davaların birbirinden ayrılması gerekmektedir. Geçici madde uyarınca 31 Temmuz 2026’dan önce açılmış belirsiz alacak davalarında eski HMK madde 107 uygulanmaya devam edecektir ve bu dosyalarda dava türünü sonradan değiştirmeye gerek bulunmamaktadır.
2. Kısmi Davada Yeni Talep Artırımı Rejimi
Kısmi dava, bölünebilir bir alacağın yalnız belirli bir kısmının dava edilmesidir. Değişiklikten evvel kısmi dava açılması bakiye alacaktan feragat anlamına gelmiyor, ancak dava konusu edilmeyen kısım için zamanaşımı işlemeye devam ediyor ve talebin artırılması kural olarak ıslah, davalının açık muvafakati veya ek dava yoluyla gerçekleştiriliyordu.
HMK madde 109’a eklenen dördüncü fıkra uyarınca alacağın yalnız bir kısmının dava edildiği durumlarda talep sonucu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere tahkikat sona erene kadar iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırılabilecektir. Artırılan kısım yönünden de zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacaktır.
Yeni hüküm, alacağın başlangıçta belirli veya belirlenebilir olup olmadığına göre ayrım yapmamaktadır. Dolayısıyla bölünebilir bir alacağın yalnız bir kısmı dava edilmişse, eski HMK madde 107’deki objektif belirsizlik şartı aranmaksızın talep artırımı yapılabilecektir. Bununla birlikte hüküm yalnız aynı alacağın dava dışı bırakılan kısmını kapsar; farklı bir alacak kaleminin, farklı vakıaya dayanan yeni bir talebin veya dava konusu olmayan döneme ilişkin bağımsız bir istemin bu yolla eklenebileceği kabul edilmemelidir. Yeni HMK madde 109/4’ün bu imkânı tanıması, kısmi dava ile eski belirsiz alacak davasının aynı hukukî korumayı sağladığı anlamına gelmemektedir.
En önemli sınırlama, artırım hakkının “bir defaya mahsus” olmasıdır.
Kanun metni artırımın “ıslah” olduğunu söylememekte, iddianın genişletilmesi yasağından bağımsız özel bir imkân tanımaktadır. Bu özel artırımın genel ıslah hakkını tüketip tüketmeyeceği veya ilk artırım sonrasında ıslahla yeniden artırım yapılıp yapılamayacağı, uygulama ve içtihatla açıklığa kavuşacaktır. Bu aşamada, bir kez yapılan artırımın ardından ikinci bir talep artırımının kabul edileceği varsayılmamalıdır.
Uygulama bakımından artırım dilekçesi tahkikatın sona erdiği açıklanmadan önce verilmeli, toplam talep sonucu yeniden kurulmalı ve artan miktara ait nispi harç tamamlanmalıdır.
Özekes’in dikkat çektiği üzere, yeni HMK madde 109/4 kısmi dava bakımından açıkça yalnızca iki sonuç düzenlemektedir: (i) talebin tahkikat sona erene kadar bir defaya mahsus artırılabilmesi ve (ii) artırılan kısım yönünden zamanaşımının dava tarihinde kesilmiş sayılması. Eski belirsiz alacak davasında ise alacağın tamamının dava konusu edildiği kabulünden kaynaklanan faiz, kesin hüküm, sürelerin korunması ve benzeri sonuçlar bakımından yeni HMK madde 109/4’te ayrıca bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, kısmi davanın eski belirsiz alacak davasının bütün işlevlerini otomatik olarak ikame ettiği kabul edilmemelidir.
3. Zamanaşımı, Arabuluculuk ve Harç ile Alakalı Değişiklikler
Yeni HMK madde 109/4 yalnız zamanaşımı bakımından açık bir geriye etkili sonuç öngörmektedir: buna göre, artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinde kesilmiş sayılacaktır. Böylece kısmi dava açıldıktan sonra zamanaşımı süresinin dolması, aynı alacağın bakiye kısmının tahkikat sona ermeden yapılan geçerli bir talep artırımıyla istenmesine engel olmayacaktır. Ancak bu koruma, bakiye kısmın fiilen artırılabildiği ölçüde sonuç doğuracaktır.
Özellikle davalının başlangıçta dava edilen düşük tutarı talep artırımı yapılmasına imkân kalmadan kabul etmesi hâlinde, bakiye kısım yönünden HMK madde 109/4’teki geriye etkili zamanaşımı sonucundan yararlanılamaması riskine dikkat çekmek gerekmektedir. Bu nedenle, yalnızca düşük bir tutarla kısmi dava açılmasının bakiye alacağı her durumda zamanaşımı bakımından güvence altına aldığı varsayılmamalıdır.
Dava şartı arabuluculuğa tabi uyuşmazlıklarda son tutanağın yalnız başlangıçta dava edilen rakamı değil, uyuşmazlığın ve alacak türünün tamamını kapsayacak biçimde düzenlenmesi ihtiyatlı olacaktır. Talep artırımının aynı alacağın bakiye kısmına ilişkin olması hâlinde usul ekonomisi gereği yeni bir arabuluculuk sürecinin gerekmemesi beklenmekle birlikte, arabuluculuk dava konusu bakımından dava şartı olduğundan, çekişmeli alacağın tamamını kapsaması gerektiği kanaatindeyiz.
Harç bakımından başlangıçta dava edilen tutar üzerinden nispi peşin harç alınacak, artırım sırasında artan miktara ilişkin eksik peşin harç tamamlanacaktır.
Yeni düzenleme hak düşürücü süreler bakımından benzer bir koruma öngörmemektedir. Bu nedenle hak düşürücü süreye tabi bir alacağın yalnız bir kısmının dava edilmesi hâlinde bakiye kısım bakımından sürenin ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Faiz bakımından da kısmi davanın açılmasının doğurduğu usulî sonuç kural olarak dava konusu edilen kısım yönünden ortaya çıkacağından, bakiye alacağa hangi tarihten itibaren faiz istenebileceği ile dava öncesi temerrüt veya faizi başlatan başka bir maddî hukuk sebebi bulunup bulunmadığı dikkate alınarak ayrıca incelenmelidir.
4. Tahkikatın Sona Ermesi ve Artırım Zamanının Belirlenmesi
Talep artırımı için son sınır “tahkikatın sona ermesi”dir. HMK madde 184 uyarınca tahkikatın bittiği, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapma imkânı verildikten sonra mahkemece ilan edilir.
Hâkim, eski HMK madde 107/2’de olduğu gibi alacağın belirlenebilir hâle geldiğini tespit ederek iki haftalık kesin süre vermek zorunda değildir. Yeni sistemde artırım zamanının takibi esas olarak davacı ve vekiline bırakılmıştır. Mahkemenin tahkikatı sona erdirmesinden sonra verilecek artırım dilekçesi, karşı tarafın açık muvafakatine bağlı olmayacaktır.
5. Duruşmalar Arasında Üç Aylık Azami Süre
HMK madde 147’ye eklenen üçüncü fıkra uyarınca duruşmalar arasındaki süre kural olarak üç aydan uzun olamayacaktır. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat yapılması veya benzeri zorunlu hâllerde hâkim gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilir.
Önceki mevzuatta duruşmalar arasında genel bir üst sınır bulunmadığından, mahkemelerin iş yüküne göre duruşmalar aylar sonrasına verilebiliyordu. Yeni hüküm yargılamanın belirli bir sürede sonuçlandırılacağına dair kesin süre getirmemekle birlikte, duruşma takvimine ilişkin bir düzen hükmü niteliğinde olduğunu değerlendiriyoruz.
6. Ses ve Görüntü Nakliyle Duruşmaya Katılımda İmza Usulü
HMK madde 149, taraf veya vekilin talep üzerine ses ve görüntü nakliyle bulunduğu yerden duruşmaya katılmasına ve usul işlemleri yapmasına imkân vermektedir. Önceki metin, uzaktan yapılan usul işlemlerinde elle imza hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağını açıkça göstermiyordu.
31 Ekim 2026’da yürürlüğe girecek yeni fıkraya göre uzaktan duruşmaya katılmasına karar verilen kişi hakkında kural olarak elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmayacaktır. İkrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ve sulh işlemleri ise bu kuralın dışında tutulmuştur.
Uygulama bakımından istisna işlemler bakımından düzenleme, bu işlemlerin uzaktan hiç yapılamayacağı anlamına gelmemekte, elle imza ve ilgili özel şekil güvencelerinin korunacağını göstermektedir.
7. Birleştirme Kararının Kesinleşmesi ve Kanun Yolu
HMK madde 166’nın önceki metninde birleştirme kararının ikinci davanın açıldığı mahkemece verileceği ve bu kararın diğer mahkemeyi doğrudan bağlayacağı düzenlenmişti. Anayasa Mahkemesi, ilk davanın görüldüğü mahkemenin görüşünün ve etkili kanun yolu imkânının bulunmaması nedeniyle otomatik bağlayıcılık doğuran ibareyi iptal etmişti.
Yeni hüküm, ilk davanın açıldığı mahkemenin birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bu kararla bağlı olacağını düzenlemiştir. HMK madde 168 uyarınca aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinin birleştirme kararına karşı artık hüküm beklenmeksizin ve yalnız istinaf yoluna başvurulabilecektir.
İlk derece mahkemesinin ayırma kararına karşı istinaf, bölge adliye mahkemesinin birleştirme ve ayırma kararına karşı temyiz yolu ancak nihai hükümle birlikte kullanılabilecektir. Bununla birlikte birleştirme veya ayırma hususu tek başına bölge adliye mahkemesinin hükmü kaldırarak esastan incelemesi ya da Yargıtay’ın bozması için yeterli sebep oluşturmayacaktır.
8. Bölge Adliye Mahkemesinin Yeniden Esas Hakkında Verdiği Kararların Temyizi
HMK madde 362’deki önceki kesinlik sistemi, bölge adliye mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak tarafın durumunu esaslı biçimde değiştiren yeni bir hüküm kurduğu hâllerde dahi, karar genel temyiz parasal sınırının altında kalıyorsa Yargıtay denetimine izin vermiyordu.
Yeni madde 362/3 uyarınca bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek yeniden esas hakkında verdiği kararın kabul edilen veya reddedilen kısmı, istinaf parasal sınırının üzerindeyse temyiz edilebilecektir. Böylece genel temyiz sınırının altında kalan bazı kararlar bakımından da Yargıtay yolu açılmaktadır.
Ancak bölge adliye mahkemesi kararı genel temyiz sınırının altında kalıyor ve bu karar ile ilk derece hükmü arasındaki fark istinaf sınırını aşmıyorsa temyiz mümkün değildir. Yalnız yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin yeniden esas kararlar da temyize kapalıdır.
Uygulama bakımından temyize elverişlilik tespit edilirken, birinci olarak yeni hükmün kabul veya ret kısmı, ikinci olarak ilk derece hükmüyle fark, üçüncü olarak uyuşmazlığın yalnız gider veya vekâlet ücretine ilişkin olup olmadığı hesaplanmalıdır. İstinaf ve temyiz parasal sınırları karar tarihi itibarıyla güncel tutarlar üzerinden uygulanmalıdır.
9. Yürürlük ve Geçiş
HMK madde 107’nin yürürlükten kaldırılması ve HMK madde 109/4, 147/3, 166, 168 ve 362/3 değişiklikleri 31 Temmuz 2026’da yürürlüğe girmiştir. HMK madde 149/4 ise 31 Ekim 2026’da yürürlüğe girecektir.
Değişikliklerin yürürlük tarihleri ve düzenledikleri konular aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:
| Değişen HMK Maddesi | Düzenlemenin Konusu | Yürürlük Tarihi | Geçiş Bakımından Dikkat Edilmesi Gereken Husus |
| 107 | HMK madde 107’deki belirsiz alacak davası düzenlemesi | HMK madde 107, 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. | 31 Temmuz 2026’dan önce açılmış belirsiz alacak davalarında önceki HMK madde 107 uygulanmaya devam edecektir. 31 Temmuz 2026 sonrası bakımından belirsiz alacak davasının kanunî düzenleme olmaksızın varlığını sürdürüp sürdürmediği öğretide tartışmalıdır. |
| 109/4 | Kısmi davada talep sonucunun, tahkikat sona erinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere artırılması ve artırılan kısım yönünden zamanaşımının dava tarihinde kesilmiş sayılması | 31 Temmuz 2026 | Özel bir geçiş hükmü bulunmamaktadır. Yürürlük tarihinden sonra yapılacak talep artırımlarında yeni hüküm dikkate alınmalıdır. |
| 147/3 | Duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayı geçememesi | 31 Temmuz 2026 | Devam eden davalarda yürürlük tarihinden sonra belirlenecek duruşma günleri bakımından uygulanması beklenmektedir. |
| 149/4 | Ses ve görüntü nakli yoluyla duruşmaya katılanlar bakımından elle atılan imzaya ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı hâller | 31 Ekim 2026 | İkrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, feragat, kabul ve sulh işlemleri bu istisnanın dışında bırakılmıştır. |
| 166/1 | Birleştirme kararının kesinleşmesinden sonra ilk davanın açıldığı mahkemenin bu kararla bağlı olması | 31 Temmuz 2026 | Yürürlük tarihinden sonra kesinleşen birleştirme kararları bakımından yeni hüküm dikkate alınmalıdır. |
| 168 | Birleştirme ve ayırma kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolları | 31 Temmuz 2026 | Yürürlük tarihinden sonra verilen birleştirme ve ayırma kararlarında yeni kanun yolu rejimi uygulanacaktır. |
| 362/3 | Bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararların temyiz edilebilirliği | 31 Temmuz 2026 | Yeni düzenleme, temyiz edilebilirliğin belirlenmesinde kabul veya reddedilen kısmın miktar veya değerini ve ilk derece kararıyla bölge adliye mahkemesi kararı arasındaki farkı esas almaktadır. |
Kanun’un geçici maddesi yalnız HMK madde 107 bakımından özel hüküm içermektedir: 31 Temmuz 2026’dan önce açılan belirsiz alacak davalarında eski madde uygulanmaya devam edecektir. Diğer HMK değişiklikleri için özel geçiş kuralı öngörülmediğinden, usul hükümlerinin derhâl uygulanması ilkesi çerçevesinde yürürlük tarihinden sonraki usul işlemlerinde yeni hükümler dikkate alınmalıdır.
________________
Yukarıda anılan hususlar, ilgili konuların genel bir değerlendirmesidir ve hukuki mütalaa niteliğinde değildir. Her durum ayrıca incelenerek, kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmeli, hukuki yapı buna göre tertip edilmelidir.